|
1- Doğu illeri ile Trabzon ve Canik
sancağı hiçbir sebep ve bahane ile Osmanlı topluluğundan
ayrılması mümkün olmayan bir bütündür. Bu demekti ki
ne doğu illeri Ermenistan sevdasıyla, ne Karadeniz illeri
Pontus hulyasıyla anavatandan ayrılamayacaktır. Bu karar,
vatanı ve milleti bölmek isteyenlere karşı ilk esaslı
ihtardı.
2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine
karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet
edecektir. Bu madde ile milletin, her türlü işgal ve
müdahaleyi kesin olarak reddettiği, birlik halinde direneceği
bildiriliyordu. Vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal
ve müdahale, karşılıksız kalmayacaktı. Millet işgal
ve istilâyı birlik halinde püskürtmeye kararlıydı.
3- Vatanın ve istiklâlin muhafaza ve teminine
İstanbul Hükûmeti muktedir olamadığı takdirde, gayeyi
temin için Anadolu'da geçici bir hükûmet kurulacaktır.
İstanbul Hükûmetinin hali ve tutumu belliydi; güçsüz
ve beceriksizdi. Memleketi Mondros Mütarekesi ile kayıtsız
şartsız galip devletlere teslim etmişti. Ülkeyi uçurumun
kenarından ancak ve ancak millî iradeye dayanan bir
hükûmet kurtarabilirdi; bu mutlaka gerçekleştirilecekti.
Esasen Erzurum Kongresi bu amaca yönelik ilk adımdı.
4- Kuva- i Milliyeyi amil ve irade-i mılliyeyi
hâkim kılmak esastır. Kuva-yi Milliyeden kasdedilen
millî kuvvetler, milletin bağrından çıkacak millî bir
ordu idi. Bu ordu, milletin kutsal gayesi uğrunda Milletin
arzu ve eğilimleri yönünde mutlaka zafere ulaşacaktı.
Milli iradeyi hakim kılmak aynı zamanda demokratik bir
esastı. Bu esasta Cumhuriyet rejiminin ilk kıvılcımlarını
sezmemek mümkün değildi.
5- Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet
ve sosyal dengemizi bozan imtiyazlar verilemez. Memleketteki
azınlıklar yer yer siyasî egemenlik davasına kalkışmıştı.
Memleket bütünlüğünü bozucu, vatanı parçalayıcı bu gibi
davranışlara imkân verilmeyecekti. Azınlıklara sosyal
dengemizi bozan ekonomik, hukuksal ve kültürel -her
ne çeşit olursa olsun- ayrıcalıklar ve üstünlükler tanınmayacaktı.
6- Manda ve himaye kabul olunamaz. Türk
milleti her şeyi göze alarak istiklâli için silâha sarılmıştı.
Hiç kimseden lûtuf ve yardım beklemiyordu; yabancı devletlerden
merhamet istemiyordu. Her ne pahasına olursa olsun istiklâl
mutlaka gerçekleşecekti. Parola "Ya istiklâl ya
ölüm" idi.
7- Milli Meclis'in derhal toplanmasına
ve hükûmet işlerinin meclisin denetimi altında yürütülmesine
çalışılacaktır. Millet devletlerinin baskısı ve Padişah
fermanı ile kapatılmış olan meclis derhal toplanmalı,
hükûmetin millet ve memleketin mukadderatı ile ilgili
vereceği her türlü karar böyle bir meclisin denetiminden
geçirilmeliydi. Hükûmet kararları ancak bu şekilde meşruluk
kazanacaktı.
8- Milletimiz insanî ve asrî gayeleri
tebcil, fennî, sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı
takdir eder. Bu cümle ile Türk milletinin yeniliklere
açık ruhu belirtiliyordu. Denilmek isteniyordır ki Türk
milleti insanî ve uygar amaçların değerini bilen ve
kavrayan bir millettir. Nitekim Atatürk milletin çehresini
değiştiren büyük inkılâplara başladığı zaman "yaptığımız
ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, milletimizi
her bakımdan uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâplarmızın
temel kuralı budur", diyecekti. Kararda geçen "Milletimiz
fennî. sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir
eder" ifadesinde de harap bir memleketi bayındır
hale getirmek için gelecekte gerçekleştirilecek kalkınma
hamlelerine işaret edilmekte idi.
Erzurum Kongresi, memleketin bütününü
ilgilendiren bu tarihî kararlarıyla bölgesel bir kongre
olmaktan çıkmış, kendisinden sonra gelişecek tüm olayları
büyük ölçüde etkilemişti. Zira Sivas Kongresi kararları,
Erzurum Kongresi kararlarına dayandı. Misak-ı Millî'nin
esasında Erzurum Kongresi kararları yer aldı. Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin toplanış ve açılış gerekçesi
Erzurum Kongresi kararlarına oturtuldu. Mudanya ve Lozan
antlaşmalarının bağımsızlığı savunan ruhu; ilhamını
Erzurum Kongresi kararlarından aldı. Cumhuriyet rejiminin
ruhu, irade-i milliyeyi hâkim kılmak esasında toplandı.
Ve nihayet "Milletimiz insanî ve asrî gayeleri
tebcil eder" cümlesiyle Atatürk inkılâplarının
ilk kıvılcımları Erzurum Kongresi'nde parıldadı.
Sonuçları bakımından bu derece önem taşıyan
Erzurum Kongresi için Mustafa Kemal Paşa, kapanış konuşmasında
"Tarih, bu Kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir
eser olarak kaydedecektir" ifadesini kullandı.
Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 1919 günü
-kendisi adına bütün yetkileri kullanacak- 9 kişilik
bir Heyet-i Temsiliye seçerek çalışmalarına son verdi.
Şimdi Heyet-i Temsiliye'yi ve onun başkanını büyük bir
görev bekliyordu. Erzurum Kongresi'nde parlayan kıvılcımı
söndürmemek, Sivas'ta onu meş'ale haline getirerek millî
kurtuluşa daha emin adımlarla yürümek gerekiyordu. Bu
sebepledir ki Mustafa Kemal Paşa, doğu illerinin mukadderatı
için toplanan Erzurum Kongresi'ni -gayesini daha da
genişleterek- bu amaca yöneltmek istedi. Bu sebepledir
ki Erzurum Kongresi'ni Sivas Kongresi'ne bağlayarak
Millî Mücadele'ye memleket yüzeyinde genişlik kazandırdı.
Sivas Kongresi günlerinde de memleketin
içinde bulunduğu ağır mütareke şartları bütün acılığı
ile devam ediyordu. Mondros Mütarekesi'nin milletimiz
aleyhirıe haksız ve insafsız bir şekilde uygulanması,
İzmir'e çıkmış olan Yunanlıların İtilâf devletlerinden
aldığı cüretle Anadolu'nun içine doğru ilerlemesi, çeşitli
şehirlerimizin işgali Sivas Kongresi günlerinde de birbirini
izledi. İşte böyle bir hava içinde Mustafa Kemal Paşa,
bir kısım Heyet-i Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas
Kongresi'ne iştirak etmek üzere 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan
Sivas'a geldi. Sivas, Millî Mücadele liderini emsalsiz
sevgi gösterileri ve coşkıın bir sevinçle karşıladı.
Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919 günü o zamanlar
"Mekteb-i Sultanî" olarak kullanılan bir binanın
salonunda, 38 delegenin iştiraki ile toplandı. Kongre
8 gün devam etti ve 11 Eylül 1919'da Heyet-i Temsiliye
seçimini takiben bir beyanname yayımlayarak çalışmalarına
son verdi. İlk oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal
Paşa. başkan seçildi.
Erzurum Kongresi'ni takiben bütün memleketi
temsil eden böylesine önemli bir Kongre'nin özellikle
Sivas'ta toplanışı, şehrin stratejik durumu ile ilgili
idi. Anadolu'nun ortasında yer alan bu şehrimiz -mütareke
şartları gereğince İtilâf devletlerini temsilen bazı
subaylar bulunmasına rağmen- işgal altında değildi.
Ulaşım bakımından Anadolu yollarının birleştiği bir
kavşak durumunda idi: o günkü imkânların elverdiği ölçüde
çeşitli Anadolu şehirlerine şu veya bu şekilde bağlanabiliyordu.
Her ne kadar Fransızlar Adana üzerinden, İngilizler
Samsun'dan şehri işgal tehdidinde bulunuyorlarsa da
Mustafa Kemal Paşa, böyle bir işgalin düşmana çok pahalıya
mal olacağını hesaplıyordu. Bütün bu avantajları yanında
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Sivas Şubesi ,şehirde oldukça
iyi teşkilâtlanmıştı.
İşte bu şartların oluşturduğu hava içinde
gerçekleşen Sivas Kongresi doğrudan doğruya Mustafa
Kemal'in çağrısı üzerine toplanmış , bir millî kongredir.
Kongre nin 38 üyesinden 31'ini Batı ve Orta Anadolu
illerinden gelen üyeler, 7'sini ise Doğu Anadolu illerini
temsilen Erzurum Kongresi'nce seçilen Heyet-i Temsiliye
oluşturmuştu. Böylece Batı ve Orta Anadolu illerinden
seçilen delegelerle Doğu illerini temsilen gelen Heyet-i
Temsiliye, Sivas Kongresi'ne memleket çapında bir genişlik
ve bütünlük kazandırdı
Tarihî bir gerçek olarak belirtmek gerekir
ki Sivas Kongresi'nin toplanışı sırasında da Erzurum
Kongresi'nde olduğu gibi İstanbul Hükûmeti ve idarecileri
büyük engeller çıkardılar. Bu sebepledir ki Ankara ve
diğer bazı şehirlerimizden valilik baskısı ile delege
seçilemedi. Bazı vilâyetlerden seçilen delegeler de
aynı baskı nedeniyle yola çıkmaktan alıkonuldu, dolayısıyla
Kongre'ye iştirak edemedi.
Sivas Kongresi'nin toplanmaması için Sivas'ta
bulunan Fransız Jandarma Müfettişi Brüno da baskı yaptı.
Vali Reşit Paşa ile görüşerek böyle bir Kongre gerçekleştiği
takdirde Sivas'ın işgal edileceğini ve Kongre'nin dağıtılacağını
bildirdi. İngilizler de Samsun üzerinden Sivas'ı işgal
edecekleri tehdidinde bulundular. Fakat Mustafa Kemal'in
her güçlüğü aşan azmi önünde, bütün bu tehditler sonuçsuz
kaldı.
İstanbul Hükûmeti Erzurum Kongresi'nde
yaptığı gibi Sivas Kongresi sırasında da bütün gücüyle
Mustafa Kemal'i tevkife yönelmişti. Anadolu'nun hemen
her valisine telgraflar çekilerek Mustafa Kemal'in ne
pahasına olursa olsun tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesi
isteniyordu. Bunu gerçekleştirmek üzere valiliklere,
mutasarrıflıklara yeni atamalar yapıldı. Fakat hiçbir
idareci, şahlanan millî irade ve millî hava içinde İstanbul
Hükûmetinin isteklerini yerine getirmek cesaretini gösteremedi.
Sivas Kongresi'nin diğer bir özelliği
de delegelerin vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğundan
başka hiçbir kişisel maksat izlemeyeceklerine, mevcut
siyasî partilerden hiçbirinin amaçlanna hizmet etmeyeceklerine
dair Kongre'de yemin etmeleri olmuştu. Bu suretle Millî
Mücadele'nin hiçbir siyasî parti adına yapılmadığı,
tamamen milleti ve memleketi kurtarma amacına yönelik
bir hareket olduğu açıkça belirtilmiş oluyordu. Sivas
Kongresi kararları şu şekilde özetlenebilir:
1- Millî sınırlar içinde bulunan vatan
parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz. Evvelce
toplanan Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz
vilâyetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile anavatandan
ayrılamayacağını ilân etmişti. Sivas Kongresi sahip
olduğu tam yetki ile bu karara bütün memleketi kapsayan
bir genişlik kazandırdı.
2- Her türlü işgal ve müdahaleye karşı,
millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet
edecektir. Erzurum Kongresi'ni toplanmaya davet eden
başlıca tehlike Doğu Karadeniz Bölgesinde kurulması
düşünülen Pontus Rum devleti ile Doğu Anadolu illerini
içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi,
batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz- önüne alarak,
vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin
karşılıksız kalmayacağını mütecaviz düşmana açıkça bildiriyordu.
3- İstanbul Hükûmeti, haricî bir baskı
karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk
mecburiyetinde kalırsa vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü
temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. Bu
madde ile İstanbul Hükûmetinin millet menfaatlerine
aykırı herhangi bir karar veya davranışına milletin
kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye dayanan
bir hükûmetin derhal kurulacağı açıkça belirtiliyordu.
4- Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi
hâkim kılmak esastır. Erzurum Kongresi'nde belirlenen
bu kural, Sivas Kongresi'nde perçinleştiriliyordu, Memleketi
kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu, milletin
iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacâk, bağımsızlık
mutlaka gerçekleşecekti. Millet artık egemenliğini kendi
eline almıştı; kendi hâkimiyetinden başka hiçbir güç
tanımıyordu. Bu esas gelecekteki Cumhuriyet rejiminin
esasını oluşturuyordu.
5- Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum
Kongresi'nde karar altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi'nce
de onaylanarak Millî Mücadele'nin temel kuralı haline
getiriliyordu. Millî kurtuluş hareketinin parolası hiçbir
devletin merhametine sığınmaksızın" Ya istiklal
ya ölüm!" dü.
6- Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet
Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir. Erzurum Kongresi
kararlarında da belirtilen bu istek, artık bir mecburiyet
olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükûmet kararları
millî iradeyi yansıtmayacaktı.
7- Aynı gaye ile millî vicdandan doğan
cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"
adı altında birleştirilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu
Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgelerindeki millî cemiyetleri
"Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla
bir merkezde toplamıştı. Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün
Anadolu ve Rumeli Cemiyetlerini de içine almak üzere-
memleket çapında bütünlük kazandırdı.
8- Mukaddes maksadı ve umumî teşkilâtı
idare için Kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir.
Erzurum Kongresi, Doğu illerini temsilen 9 kişilik bir
Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas Kongresi'nce 6 kişi
daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye"
genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi
açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz
sahibi bir kurul oluşturulmuştu.
Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi kararlarını
genişleterek, bu kararlara bütün memleketi kapsayan
bir nitelik kazandırması bakımından İnkılâp Tarihimizde
büyük öneme sahip bir Kongre'dir. Üyelerinin, bütün
memlekete şamil olması sebebiyle de Millî Mücadele başlangıcında
Türkiye'nin mukadderatını çizen, bütün milletin tek
vücut halinde birlik olduğunu dünyaya ilân eden millî
bir Kongre'dir. Bunun içindir ki tesirleri Erzurum Kongresi'nden
daha geniş oldu.
Sivas Kongresi'nden sonra Mustafa Kemal
Paşa'nın amacı en kısa zamanda Anadolu'da millet temsilcilerinden
oluşan bir meclis toplamak ve bu meclisin kuracağı hükûmet
ile Millî Mücadele'yi bir merkezden idare etmek idi.
Dâhi adam, bu büyük işi gerçekleştirmek üzere Sivas
Kongresi'nden sonra da Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla
millî teşkilâtın kuvvetlenmesi yolunda -bütün engelleri
aşarak- azimle çalıştı. Bu devre esnasında Mustafa Kemal
ve Heyet-i Temsiliye i1e temas temini ve anlaşma zemini
arayan İstanbul Hükûmeti, temsilcileri vasıtasıyla 20-22
Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya'da onunla görüşmüş
ve bir Millet Meclisi toplanmasına ikna olmuştu. Bu
görüşme İnkılâp Tarihimizde "Amasya Mülâkatı"
olarak bilinmektedir. Mustafa Kemal, Meclisin Anadolu'da
toplanmasını istemesine rağmen, Meclis 12 Ocak 1920'de
İstanbul'da toplandı. Fakat İngilizlerin ve gerekse
onlara âlet durumunda olan hükûmet adamlarının baskısı
sebebiyle olumlu bir faaliyet gösteremedi. Sadece Erzurum
ve Sivas Kongrelerinin esaslarını "Misak-ı Millî"
halinde kabul ve ilân etti.
Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919'da
bir kısım arkadaşları ve Heyet-i Temsiliye üyeleri i1e
beraber Ankara'ya gelmişti. Artık Millî Mücadele Ankara'dan
yönetiliyor, İstanbul'daki asker ve sivil birçok vatansever,
Bağımsızlık Savaşında görev almak üzere Ankara'ya geliyordu.
Bir süre sonra,16 Mart 1920 tarihinde İstanbul, İtilâf
devletleri tarafından fiilen işgal edildi; şehir yabancılar
tarafından tamamen askerî kontrol altına alınmıştı.
Bu şartlar altında Meclis de faaliyet gösteremeyeceğini
anlayarak dağıldı; zaten bu sıralarda milletvekillerinin
bir kısmı da İngilizler tarafından tutuklanmış bulunuyordu.
Mustafa Kemal, İstanbul'un işgali üzerine
valiliklere ve kolordu komutanlıklarına talimat vererek
Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip bir
meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler
sür'atle sonuçlandi. Nihayet 23 Nisan 1920'de yurdun
her bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da
Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal,
millet iradesini ve egemenliğini temsil eden bu Meclise
ve onun hükümetine de başkan seçilerek artık Türk bağımsızlık
mücadelesinin her bakımdan, askerî, siyasî ve sosyal
lideri oldu. Ama memleketin içinde bulunduğu şartlar,
kendisinin omuzlarına yüklenen görevi gerçekten çok
ağırdı. Tarihten silinmek istenen bir milletin ölüm
kalım savaşının,. istiklâl mücadelesinin liderliğini
yapıyordu.
Ankara'da Millet Meclisi'nin açılması,
milli bir hükûmetin kurulması üzerine Padişah ve İstanbul
Hükûmeti de millî mücadeleyi daha geniş ölçüde baltalama
yollarına sapmıştı. Anadolu'da binbir fedakârlıkla oluşturulan
millî kuvvetlere karşı halife ve padişah orduları kuruluyor,
başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanları,
âsi sayılarak idama mahkûm edilmiş bulunuyordu. Diğer
taraftan İzmir'e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine
doğru taarruza hazırlânıyordu. Mütareke ile örgütlü
ordu resmen dağıtılmış, silâhları alınmış olduğundan,
işgal altındaki yörelerde düşmana ancak mahallî kuvvetler
ve gönüllü müfrezeler karşı koyuyordu. Bu düşman saldırılarının
yanı sıra Anadolu'nun bazı yörelerinde Anzavur gibi,
Çopur Musa gibi, Postacı Nâzım gibi aldatılmış kişilerin
elebaşılık ettiği iç isyanlar devam ediyordu.
Bütün bu iç ve dış güçlüklere, zor şartlara
rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, kısa zamanda
duruma hakim olarak düşman kuvvetlerine karşı çeşitli
cephelerde büyük başarılar kazanmaya başladı. Doğu cephesinde
XV. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir komutasındaki kuvvetlerimiz
büyük başarılar kazandı. Bu bölgede Oltu, Sarıkamış
ve Kars'ı işgal suretiyle sınır şehirlerimize tecavüz
eden Ermenilere karşı 28 Eylül 1920'de taarruza geçilerek,
merkezi Erivan'da bulunan Ermeni Cumhuriyeti ordusu
mağlup edildi ve 29 Eylül 1920'de Sarıkamış, 30 Ekim
1920'de Kars tekrar geri alındı. Ermenilerin barış isteği
üzerine 2/3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanarak
savaşa son verildi. Gürcistan'a da Ardahan ve Artvin
vilâyetlerimiz tahliye ettirildi.
Güney cephesinde de Adana, Urfa, Antep
ve Maraş bölgelerinde Fransız birlikleriyle mahallî
kuvve'tler arasında şiddetli çatışmalar oluyordu. Sonuçta
Fransızlar 12 Şubat 1920'de Maraş'tan, 11 Nisan 1920
günü de Urfa'dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim
1921'de Fransızlarla yapılan "Ankara Antlaşması"
Adana, Mersin, Gaziantep ve diğer bazı şehirlerimizin
kurtuluşuna uzandı.
Yunanlılar 1920 Haziranında, Ankara'da
kurulan iki aylık yeni hükûmetin içinde bulunduğu güç
şartlardan yararlanarak 22 Haziran 1920 günü Batı Cephesinde
umumî taarruza geçmişler, büyük kısmı ile gönüllülerden
oluşan kuvay-ı milliye cephesini yararak 8 Temmuz 1920
günü Bursa'yı, 29 Ağustos 1920 günü de Uşak'ı işgal
etmişlerdi. Bu olaylar seyrederken Padişah ve İstanbul
Hükûmeti de 10 Ağustos 1920'de İtilâf devletleriyle
Sevr Antlaşmasını imzalamak suretiyle dış düşmanlarımızla
birleşmiş oluyordu.
Yunanlıların Batı cephesinde ilerleyişi,
birçok bölgelerin kuvvet yetersizliği sebebiyle işgal
edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanları ile görüşmüş,
artık gönüllü kuvvetler yerine düzenli bir ordu kurulması
gereğini ilgililere bildirmişti. Çünkü olaylar gösteriyordu
ki, millî mücadelenin başarısı, bütün kuvvetlerin tek
bir otorite altında toplanmalarına bağlı idi. Bu da
millî müfrezelerin, milis kuvvetlerinin, gönüllü teşkilâtların
ordu içinde düzenli kıtalar haline getirilmesini gerektiriyordu.
Çete halinde dağınık savaşa son verilecek, bütün millî
müfrezeler ve gönüllü kuvvetler ordu içinde disiplin
ve eğitime tabi tutulacaktı.
Artık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kema1 Paşa, Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak
Paşa ve Genelkurmay Başkanı ve aynı zamanda Batı Cephesi
Komutanı Albay İsmet Bey, bütün çalışmalarını düzenli
ordunun gerçekleşmesine vermişlerdir. Bu aylar, millî
mücadele tarihimizin gerçekten en buhranlı, en çetin
aylarıdır.
|